NEÜ Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Şeker, “Geleceğe üniversite kuruyoruz.”

     “Üniversite kurmak, bir üniversitede üst düzey bir yönetici olarak belirgin kurumsal alt yapıyı sağlayarak orada sizden sonrasına, geleceğe üniversite inşa etme gayesi ile çalışıyoruz.”

“Bu onur aslında bize yüklenmiş bir sorumluluk olmakla beraber çok önemli diye düşünüyorum. Bunun hakkını vermeye çalışıyoruz. Bunun sonrasında da önümüzde hocalık var.”

Necmettin Erbakan Üniversitesi genç bir üniversite… Henüz yedi yaşında olan bu üniversite, kendisinden çok daha önce kurulan birçok üniversiteyi geride bırakarak bu kadar kısa bir süre içinde 15 fakültesi ve 5 yüksekokulu olan ve bulunduğu şehre artı değer katan bir marka üniversite haline gelmiş durumdadır. Bir üniversite için gerekli olan tüm tesisleri ve tecrübeli akademik kadrosuyla göz dolduran bir yükseköğretim kurumu olan NEÜ, Konya gibi ulaşımı kolay bir şehirde olmasının da katkısıyla öğrencilerin en çok tercih ettiği üniversitelerden birisi olmuştur.

Kurucu Rektörü olan ve aynı göreve ikinci bir dönem için yeniden seçilen Prof. Dr. Muzaffer Şeker, üniversite ile bütünleşen bir yönetici. Her sabah erkenden başlayan ve gece geç saatlere kadar süren yoğun bir çalışma temposu içinde geçen bir mesai trafiği yaşayan Şeker ile Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü son sınıf öğrencileri Gazetecilik Proje Grubu’nun yayınlamayı planladığı “NEÜ Haber” gazetesi adına bir röportaj yapmak istedik.

İstedik ki, onun bunca yıl süren çalışmalarını, hayallerini, hedeflerini, öğrencileri olan bize, evlatlarına hayat hikâyesini anlatan bir baba gibi samimi bir hava içinde anlatsın… İstedik ki, o anlatsın, biz de aynı içtenlikle dökelim satırlara…

Kendisi bizi resmi konutuna davet etti. Konutun, kuş cıvıltılarıyla şenlenen bahçesinin, insana huzur veren sakin ortamında bize ikram edilen çaylarımızı yudumlarken dinledik Rektörümüzü.

Ekilen tohumların yavaş yavaş yeşerdiğini görüyoruz

Biz aklımıza gelen, öğrenci arkadaşlarımızın merak ettikleri her şeyi sorduk, kendisi de aynı içtenlikle cevapladı. Anlattıklarını ana başlıklar altında topladık.

İlk sorumuz, “İki dönemdir Rektörlük görevini sürdürmektesiniz. Yeni bir üniversite kurmak ve onu geliştirmek için yoğun bir çalışma dönemi geçirdiniz. Şu an geriye dönüp baktığınızda, yaptığınız çalışmalar sonucunda üniversitemizi hangi noktada görüyorsunuz?” oldu.

Yüzünde beliren bir gülümsemeyle başladı söze..

Yenilikçi projelerimizle dikkat çekiyoruz

Rektör Prof. Dr. Muzaffer Şeker, bu açıklamadan sonra yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve gelişmesinin belli bir süreç içinde gerçekleşebileceğini belirterek, “Ülkemizde bir üniversitenin kuruluşunun tamamlaması için en az 15-20 yıla ihtiyaç vardır. Devlet üniversitesiyseniz gerekli kaynaklar merkezi hükümet tarafında sağlanır.

Bu kaynaklar; mali kaynaklar, kadro kaynakları ve mevzuat kaynaklarıdır. Verilen kaynakları en iyi şekilde kullanmaya, değerlendirmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

Geçilen bu süreç içinde NEÜ’yü diğer üniversitelerden ayıran farklı bir özelliğinin ortaya çıktığını ifade eden Şeker, “Bu farklı özelliğimiz, yenilikçi projeler üretebilmek ve başarıyla sonuçlandırmaktır. Henüz 7 yıllık bir üniversite olmamıza rağmen, birçok fakültemizde özellikle teknik alandaki fakültelerimizde yenilikçi projeler tasarlanıyor. Bunların hepsini üniversitemizde görev yapan proje akademik danışmanlarımız ve öğrencilerimiz işbirliği içinde tasarlıyor. İçlerinde TÜBİTAK tarafından desteklenmeye değer bulunan projeler de bulunmaktadır. Seydişehir Meslek Yüksekokulu’nda 2016 yılı içerisinde çalışmaya başlanılan Elektromobil tasarımlı ve FATİH isimli aracın yapımı buna en iyi örnektir ”dedi.

Yeni üniversiteler açmak devlet bütçesini ve ülkenin insan kaynaklarını zorlar

İkinci sorumuz, son günlerde gündemde olan ülkemizde üniversite sayısının hızla artması ve bunun getireceği sonuçlar konusunda yapılan tartışmalar ile ilgiliydi. Acaba bu hızlı artış, yükseköğretimde kaliteyi düşürür müydü? Rektör Prof. Dr. Muzaffer Şeker, Türkiye’de üniversite sayısının 2003 yılından beri bu artış grafiği çizdiğini ancak belli bir plan doğrultusunda gerçekleşmeyen bu sürecin bir takım sorunlara neden olduğuna dikkat çekerek, “Ülkemizde 180 civarı üniversite mevcut. Bunlardan 110 tanesi devlet üniversitesi. Bu devlet üniversiteleri içerisinde yeni kurulan bir üniversite olarak mücadelemizi verip pastada payımızı almaktayız.  Yükseköğretimi nüfusa oranla dengeli dağıtamamanın geçmiş dönemlerdeki sorunlarını şimdi çözmeye çalışıyoruz. Bu şu demek oluyor; Türkiye’de uzun bir süre üniversiteler 3 büyük şehrin içinde kalmış ve dışına çıkamamış. Turgut Özal döneminde üniversite sayısında sayısal bir artış başlamış ve Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü siyasal bir hareketle beraber 2003 yılından beri bu artış devam etmiştir. Bu dönemsel artışlar nüfusla orantılı olarak yıllara dağılarak yapılmadığı için bu kez devlet bütçesini ve ülkenin insan kaynağını zorlamıştır. Sorunun ana kaynağı da burasıdır. Bunu ihtiyaca binaen yerinde ve zamanında yapmak gerekirdi. Zamanında yapılmadığı için üniversite talepleri gün geçtikçe artmaktadır” şeklinde bir değerlendirme yaptı.

Akademisyen sıkıntısı çeken üniversitelerimiz var

Misal olarak Karaman, Burdur, Afyon, Aksaray illerinde ki üniversitelerde ki akademisyen sayısı bizim akademik kadromuzun yarısı kadar değil. Bu akademisyen sayısı kadar öğrenci sayısı da oransal olarak birbirini etkileyen durumlardır. Bir üniversitenin kuruluş sürecini nasıl değerlendirebiliriz? Öğrenci sayısı, fiziki mekân altyapısı, öğretim üyesi alt yapısı ve ortaya koyduğu çıktı ile.. Bunları oransal olarak dağıttığımızda elinizde yeterli akademisyen sayısı yoksa ve uygun sayıda öğrenciniz yoksa ve metrekareye düşen öğrenci başı hesabı içerisinde elinizde fiziki mekân yoksa bunlardan çıkaracağımız sonuç daha henüz emekleme safhasında olan kuruluşu tamamlanmış olan bir üniversite demektir” dedi.

Üniversitelerimizin liberalleşmesini sağlamamız lazım

Türkiye’de bir yükseköğretim planlama sorununun oluğunu belirten Şeker, “Yükseköğretim kurumunun kendi içindeki geçmiş müktesebatı sorunların büyümesine neden olmuştur. Yükseköğretim bir 12 Eylül kurgusudur. 12 Eylül’de kurulurken üniversiteleri zapturapt altına almak için kurulmuştur.  Bu mantıkla da aşırı merkezi bir yapılaşması var. YÖK Başkanımız ‘Yeni Yükseköğretim Kurumu’ diyerek bazı açılımlar getirmeye çalışmaktadır. Yetkileri paylaştırmaya biraz daha üniversiteleri bağımsız karar alabilen özerk yapılara dönüştürmeye çalışmakta ama mevzuatta bazı sıkıntılı durumlar söz konusu” diyor ve aşılamayan bazı alışkanlıkların sürdüğüne işaret ediyor. Bu alışkanlıklara bir örnek olarak, bazı üniversitelerin kendilerine verilen bu yetkileri kullanamamasını veren Şeker, her şeyi YÖK’e sorarak, onun kontrolünde yollarına devam etmek istediklerini ifade ediyor. Bu üniversite yönetimlerinin yetki kullanmaktan çekinmelerinin nedenini ise şu çarpıcı cümleyle açıklıyor: “Üniversiteler uzun zamandan beri merkezi yönetimin kontrolünde olduğu için bocalama içerisindedir.” Ancak bu sorunun aşılması gerekir diyen Şeker, “Üniversitecilikte kronik sorunlarımız var. Dünyadaki üniversitelerden farklı olan bir yapımız var. Bizim üniversitelerimizin liberalleşmesini sağlamamız lazım. Tabi bu liberalleşme “kapitalist mantıktaki liberalleşmeden değil; kendi içerisinde belirgin alanlarda merkezi yapının ortaya koymuş olduğu çerçeve yönetmeliğe veya kurallara bağlı ama iç işlerinde daha özerk bağımsız işlem yürütebilen karar alınabilen, hem mali özerkliğe hem akademik özerkliğe sahip bir yapı olmasını arzuluyoruz Ama bu konuda hala bazı sıkıntılarımız var” şeklinde konuştu.

Üniversitelerde farklı idarecilik yapıları var

Rektörümüze, bir önceki sorumuza konu olan yükseköğretim sorunları ve YÖK’ün son açıklamaları ile ilgili olarak, “Üniversitelerin yönetiminde görev alacak olan rektörlerin ne gibi özellikler taşıması gerektiği” sorusunu yöneltiyoruz. Aldığımız cevap üniversite yönetimine talip olacak adayların özelliklerini net bir şekilde açıklıyor: “İdari tecrübesi olması, mevzuatı çok iyi bilmesi, eğitim felsefesi ve yöntemleri konusunda bilgi sahibi olması.” Ülkemizdeki üniversitelerinin hepsinin rektörleri bu özellikleri taşıyor mu? Sorusunun cevabını ise yine Rektörün açıklamalarından öğreniyoruz: “Siz üniversite hocasını idareye getirdiğiniz zaman atanan rektörlerin birçoğunun idari tecrübesinin olmadığını ve mevzuatı da okuyup değerlendirme bilgisine sahip olmadığını, terminolojiye hâkim olmadığını eğitim felsefesi ve eğitim yöntemleri konusunda çok fazla birikiminin olmadığını görmekteyiz. Yani çok oy almış olmak ya da atanmış olmak anlattığımız sorunları çözmüyor. Üniversitenin kendi içerisinde belirgin kuralları olmalı, bu kuralları uygulayacak nitelikli bir mekanizma olması lazım. YÖK, planlama ve denetleme görevini şu anda yapmak istese de yapamaz çünkü zor bir süreç. Daha çok üniversitede büyük hatalar olmasın diye yukarıdan kendileri yönlendirme ve icrai işleri de yönetmeye çalışıyorlar. Bu da üniversitelerin “bağımsız işlem yapma süreçlerinde deneyim kazanmalarını engelliyor, bağımlı hale getiriyor.”

Rektörler mikro-milliyetçilik yapmamalı

Röportajımız sırasında, Rektörümüze sorduğumuz bir diğer soru da üniversitemizin kendisini diğer üniversitelerden farklı kılacak şekilde belli bir alanda ihtisaslaşması yönünde bir planı olup olmadığı idi. Bu sorumuzu cevaplandırırken, Türkiye’de üniversite farklılaşmaları ya kanunla olur ya da rektörlerin inisiyatifi ile olur diyen Rektör Şeker, “Bazı üniversite yönetimlerinin kendi inisiyatifleriyle bazı alanları pasifize edip, bazı alanları, özellikle de kendi branşlarını belirginleştirip öne çıkardıkları görülmektedir. Bu maalesef üst yönetimin kendi mesleki branşıyla ilgili alanda mikro-milliyetçilik yaparak o alanı beslemesiyle ilgili. Yani bir İlahiyatçı rektör gelirse ilahiyat fakültesine yatırım yapması bir diş hekimi gelirse diş hekimliği alanına yatırım yapma durumuyla karşı karşıya kalınabiliyor. Hâlbuki rektörlük kurumu kendi bilim alanınızı destekleme öne çıkarma yeri değil” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Bir alana verilen imtiyazın haklı gerekçeleri olmalı

Üniversite rektörlerinin temsilde ve icra adaleti eşitliği sağlamak zorunda olduğunun altını çizen Şeker açıklamalarına şöyle sürdürdü:

“Kurumun yöneticisi olarak adil olmak zorundasınız. İlahiyat fakültesine ne kadar ilgi gösteriyorsanız eğitim fakültesine, mühendislik fakültesine ne kadar ilgi gösteriyorsanız tıp fakültesine de o kadar ilgi göstermek zorundasınız. Çünkü bu hocaların ve öğrencilerin hepsinin hakkdır. Siz vereceğiniz kararlarla dengeli dağılım yapmak zorundasınız. Üniversitemizdeki, Akademedya Araştırma-Uygulama Merkezi örneğinde olduğu gibi… Akademedya, üniversitenin ihtiyacını karşılayacak olan öğretim üyeleriyle beraber öğrencilerin ortaklaşa üretimde bulunabileceği bir alandır. Hem üniversitemizin hem şehrin hem öğrencilerimizin böyle bir uygulama alanına ihtiyacı var. Biz bunu desteklemekle yükümlüyüz. Ama bu sadece benim reklamımı yapmaya yönelik olursa bu görevi kötüye kullanmak olur. Aynı zamanda anabilim dalının sadece kendi reklamını yapmaya yönelik bir çalışma olursa bu da aynı şekilde görevi kötüye kullanmak olur. Bunun dengesini yöneticinin sağlaması gerekiyor.”

Hocalık Görevimiz Baki

Rekörümüze son olarak, geleceğe yönelik kişisel hedeflerinin neler olduğunu sorduk. Şu ana kadar kendisine verilen görevleri kendisinin talep etmediğini dile getiren Şeker, “Rektörlük görevi benim dışımda gelişen bir durumdu. Hatta o dönemdeki YÖK başkanımız 3. sırada ismimin gönderildiğini söyledi.

Bundan sonraki süreci tabi Allah bilir. Bir üniversite kurmak, bir üniversitede üst düzey bir yönetici olarak belirgin kurumsal alt yapıyı sağlayarak orada sizden sonrasına, geleceğe kurucu bir rektör olarak üniversite inşa etmek önemli.

Bu onur aslında bize yüklenmiş bir sorumluluk olmakla beraber çok önemli diye düşünüyorum. Bunun hakkını vermeye çalışıyoruz. Bunun sonrasında da önümüzde hocalık var. Ama zaman ne gösterir; devlete, millete nerede, nasıl görev yaparız. O belli olmaz. Allah, hakkımızda hayırlar versin” diyerek sözlerini tamamladı.

Biz de NEÜ HABER gazetesi ekibi olarak kendisine teşekkür ederek konuttan ayrıldık.

Haber ve fotoğraflar: NEÜ Haber- Fehmiye Batur, Havva Mayış, Remziye Kaya

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş