Konya’nın Kırmızılı Sultanı

Kimine göre deli, kimine göre ise leyla… Yüzü sürekli gülüyor ama onun aslında bambaşka bir hikâyesi bulunuyor. Konya’nın ‘kırmızılı sultan’ı, canlı renginin altında yürekleri burkan bir maziyi saklıyor. Aşka aşık olan Sultan Özcan, her gün aynı saatte aynı yere geliyor.

Sultan Özcan, şiddet mağduru bir kadın… 17 yaşında deliler gibi severek evlenmiş çocukluk aşkıyla. “Biz çok sevdik. 13-14 yaşında nişanlandık. O benim öğretmenimdi. Ailem karşı çıkardı konuşmamıza, seni bırakır sevmez, gönlünü kaptırma derdi. Halamın oğluyla evlenmemi isterlerdi. İnsan akrabasına bir şey hisseder mi? Bütün bu olumsuzluklara rağmen nişanlandık, sonra da evlendik.” diyor o günleri anlatırken…

Kendisi 65 yaşında, 2006 yılından beri kronik psikoz teşhisi ile raporlu. Abisinin yaşadığı apartman dairesinin hemen yer alan küçük, tek göz bir gecekonduda yaşıyor. Bu gecekonduyu farklı kılansa, içinde bulunan her şeyin tıpkı Sultan’ın üzerindeki giysiler gibi kırmızı olması. Baştan aşağı ‘kırmızı’ bir kadın. Dudakları, yanakları, makyajı, çantası, giysileri, her şeyi kırmızı… Kırmızı tutkusunu ise şu sözleriyle anlatıyor: “Hakkari’de kaldığımda bir Kürt kızı giymişti kırmızıyı. Eşim onu çok beğendi, hoşuna gitti kız. Güzeli çok iyi bilirdi bakardı kızlara. Kaybetmemek için ona kıskandığımı söylemezdim. Kime baktıysa onun gibi giyinirdim. Ben de onun gözüne güzel görünebilmek kendi kıyafetlerimi kendim diktim. Makyajım da kırmızı olur, başka renk olmaz.” Bu nedenle Konya’da 7’den 70’e herkes onu ‘kırmızılı kadın’ olarak biliyor.

Görünenin arkasında aslında bambaşka hikâye yatıyor. 16 yıllık evliyken terk edilmiş o çok sevdiği kocası tarafından. Sebebi bebek sahibi olamamasıydı. “Çok üzüldüm, çocuğum olsaydı; imkân mı vardı bir trilyon verseler yine de boşanmazdık.” Bu cümleler, onun yaşadığı acıyı gözler önüne seriyor. Belki de hak veriyor kocasına kim bilir.

Kocasının kıskançlık krizleri

“Bir çocukla konuşsam mesela, 10-15 yaşlarında, hemen kıskanırdı. Yanına otursam yere çalardı. Tokatlardı bazen beni. Çarşıya hiç çıkarmazdı, ben 8-10 sene onun yanında cezaevinde gibiydim.” Böyle anlatıyor o günleri Sultan. Küçük yaştan beri gezmeye ve süslenmeye merakı olan Sultan şimdilerde o bastırdığı isteklerini fazlasıyla yaşıyor. Her gün aynı saatte Kayalıpark’a gelip, caminin avlusunda soluklanıp çeşmeden suyunu içiyor. Orada bulunan bütün esnafı selamlayarak gününe başlıyor. 1-2 saat sonra Kadınlar Pazarı’na gidip günlük evinin ihtiyaçlarını alıyor. Rutin olarak bütün günleri böyle geçiyor.

Giydiği renk gibi yakıcı bir mazi

Giydiği kırmızılar, sadece aşkı değil; acıyı da yansıtıyor. Çünkü Sultan Abla, çok sevdiği eşinden yıllarca şiddet görmüş. Yıllarca süren bu zulme, hem başka seçeneği olmadığı için, hem de sevdiği için dayanmış. Şimdilerde gülerek bahsettiği bu acılı anıların, geçmişte derin ruhsal izler bıraktığı çok açık. Belki de acının yükünden kurtulmak için çareyi gerçeklikten kopmakta bulmuştur…

Konyalı onu tanınıyor ve çok seviyor

Tek göz odası olan evini seviyor belki ama evde oturmayı sevmiyor. Çünkü o, her gün aynı saatte Kayalıpark’a geliyor. İnsanlar onu her sabah orada görmeye alışmış. Tüm esnafla selamlaşıyor ve mesaisine başlıyor; yani sokaklarda dolaşmaya ve renklerini saçmaya! Kırmızıya sığınmış bir kadın Sultan. Ona ne zaman kırmızıdan vazgeçeceğini soranlara şöyle cevap veriyor: “Kocayıp kurtulduğum zaman geçerim. Kocayınca, süslenmeyiz.”

Sultan Abla, aşık olarak evlenmeyeni adam yerine koymuyor. Çünkü o, aşka aşık bir kadın. Ve belli ki aynı hayatı en baştan sunsalardı ona, o yine aşkından vazgeçmezdi. Aşkın, tıpkı kırmızı rengi gibi, sıcak fakat bazen yakıcı olduğunu çok iyi bilse de; yaşadıklarından pişman değil!

 

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş