Anadolu’nun kültür kavşağı: SİLLE

Konya’nın önemli turizm merkezlerinden biri olan Sille, Neolitik çağdan günümüze uzanan 5000 yıllık bir tarihe ev sahipliği yapıyor.

Bu sebeple birçok medeniyetten izler taşıyan Sille, ziyaretçilerine çok farklı alternatifler sunuyor. Sille, tarihi, turistik yapılar dışında, testi ve çömlek imalatı konusunda da adından söz ettiriyor.

Konya şehir merkezine 8 km mesafede bulunan Sille; geçmişten günümüze Rumlar ve Türkler başta olmak üzere birçok medeniyete ev sahipliği yapmış önemli tarihi merkezler arasında yer alıyor.Sille, Yunan mitolojisindeki Silenos ismiyle başlayıp tarihin ilerleyen sürecinde Selçukluların Anadolu hakimiyetini sağlaması sonucunda günümüzdeki ismini alan bir yerleşim alanı..

5 bin yıllık bir tarihe dayanan Sille’deki çalışmalarda Friglere ait izler bulunuyor. Hitit uygarlığına son verdiği bilinen Friglerin izlerinin bulunmasıHititlerin de bu bölgede yaşamış olduğu tahminini doğuruyor.

Bu dönemden sonra sırasıyla Bizans, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlı’nın hakimiyet sürdüğü Sille’nin aynı zamanda Kudüs Yolu üzerinde bulunması, geçmişten günümüze Hristiyan ve Müslüman toplulukların bir arada yaşamasının en önemli faktörlerinden biri olarak gösteriliyor.

Tarih boyunca birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış Sille, aynı zamanda birçok mübadelenin de yaşandığı bir yerleşim yeri özelliği taşıyor. İlk olarak Selçukluların Konya’da artan hakimiyeti sonrası bölgede yaşayan gayrimüslimler Sille’ye, sonrasında ise Haçlı ordusunun şehri talan etmesiyle, bölgede yaşayan Rumların çoğu İstanbul’a göç etmek durumunda kalmıştır. Üst üste yaşanan savaşlar sonrası değeri azalan Sille, Sultan 1. Alaeddin Keykubat’ın Ermenistan seferi dönüşünde Sille’ye getirdiği Peçenek Türkleri ile toparlanma yaşamıştır. Daha sonra uzun bir dönem Osmanlı hakimiyet altında kalan Sille’de, Cumhuriyet Döneminde yaşayan Rumlar Yunanistan’a gönderilerek, yerlerine Batı Trakya’daki Türklerin bir kısmı yerleştirilmiştir.

Sille’de hüküm süren bütün  devletlerin çok sayıda eseri bulunuyor. Sille’nin bu zengin geçmişinden günümüze kalan camileri, evleri, köprüleri,yolları, kiliseleri,mağaraları görülmeye değer bir nitelik taşıyor.

Tarihi Ahşap Evler Sille’ye giriş yaptığınızdan itibaren trafiğe kapatılmış taş yoldan yürümeye başladığınızda sağlı sollu dizilmiş, kimi yıkılmaya yüz tutmuş kimi restore edilmiş tarihi ahşap evler karşınıza

çıkıyor. Bu evlerin bazıları kullanılmayan, bakımsız bir görüntü çizerken, bazıları da otel, kafe ve sanat atölyesi olarak kullanılmak üzere restore edilmiş, tarihin izleriyle ziyaretçilerini ağırlıyor.

Eski Sille evlerinin birçoğu terkedildiği için tahrip edilmiş durumda olsa da, bölge sit alanı ilan edildikten sonra çok sayıda ev aslına uygun bir şekilde restore ediliyor. . Sille’ye anlam katan en büyük değerlerden biri de şüphesiz bu evler.

Mağaralar

Sille’de, Kapadokya’da görmeye alıştığımız dağ yamacında kayalara oyulmuş şekilde mağaralar karşımıza çıkıyor.Aslında bir ibadet yeri olan bu mağaralar, erken Hristiyanlık döneminde kilise olarak kullanılmış bir alan. Duvarlarındaki süslemelerde dikkat çeken detaylar bulunan mağaralar, dizi çekimleri ve ziyaretçilerin tahrip etmesinden dolayı bugünlerde restorasyon halinde.

Şeytan Köprüsü

Sille’nin önemli ama giden birçok kişinin bilmediği bir diğer ziyaret edilmesi gereken yeri de Şeytan Köprüsü. Gidilmesi zor bir yerde bulunan Şeytan Köprüsü’nün en büyük özelliği ise, diğeri Van’da olmak üzere iki tane olması. Bu köprünün birçok efsaneleşmiş hikayesi de bulunuyor.

Bu efsanelerin birine göre; Ortaçağ Avrupa’sında Hristiyanlığın yükseliş döneminde bu köprüleri yapan mimarların köprüyü bitirebilmek için şeytanla anlaşma yaptığı ileri sürülüyor. Bu anlaşmaya göre şeytan, ya köprünün mimarının ya da köprüden geçen ilk kişinin canına karşılık köprünün yapımına yardım ettiği söyleniyor.

Aya Elenia Kilisesi

Aya EleniaKlisesi,M.Ö. 327 yılında Bizans İmparatoruConstantin’in annesi Helena’nın, Hac için Kudüs’e giderken uğradığıSille’de ilk Hristiyanların yaptıkları oyma mağaraları mabede çevirdiklerini görmesiyle ve buraya kilise yaptırmaya karar vermesiyle ortaya çıkmıştır.Mihail Arhankolos adına yaptırılan bu kilisenin dikkat çeken en önemli özelliklerinden biri, ilk Hristiyanlık döneminde yapıldığı için Hristiyanlık mezhep ayrışmalarının olmaması ve tüm mezhepleri ortak ifade etmesidir. Aya Elenia Kilisesi 1.Dünya savaşı sırasında Türk Askerleri tarafından ortopedi hastanesi olarak da kullanıldığı biliniyor. Hatta Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye destanında; “Kim bilebilirdi Aya Elenia Kilisesi’nin takma kol bacak atölyesi olarak kullanılacağı” şeklinde kiliseden bahsettiği anısı da bulunuyor.Mübadele sonrası müzeye çevrilen kilise, bu özelliklerinden dolayı her yıl 10 bine yakın ziyaretçi çekiyor.

Sille Çarşı Hamamı(Ak Hamam)

Sille’nin girişinde kubbeli mimarisiyle çarşı hamamı da gözümüze çarpıyor. 1884 yılında Osmanlı tarafından yapılan bu eser, günümüzde de varlığını sürdürüyor.Hacı Ali Ağa olarak adlandırılan hamamın yanında bir de su deposu bulunuyor. Girişinde ise Osmanlıca kitabesi yer alan Hacı Ali Ağa Hamamı, doğusu ve batısında kadınlar ve erkeklere ayrılmış bölümleriyle günümüzde de hizmet vermeyi sürdürüyor.

ÇÖMLEKÇİLİK SANATI : YAŞAR USTA

Tarihi yerleri gezdikten sonra Sille’de çömlekçilik ve testi üretiminin olduğunu görü-yoruz. Zamanında Sille’nin en büyük geçim kaynağı olan çömlekçilik, günümüzde unutulmaya yüz tutmuş meslekler arasında. Bu değeri hala yaşatmakta olan Yaşar Usta, Sille’nin sembol isimlerinden biri.Sille’nin merkezinde bir atölyesi ve ürettiği ürünleri sergilediği bir dükkanı bulunan Yaşar Usta’yla mesleği üzerine konuşma fırsatı da buluyoruz.

Ustası Mehmet Sarıkaya’nın yanında eğitim aldığını söyleyen Yaşar Usta, çıraklık döneminde Sille’de çömlekçiliğin çok yaygın olduğunu dile getiriyor. Bunun da en büyük sebebi olarak o dönemde Sille’de duvar ustalığı ve çömlekçilikten başka bir meslek olmamasını gösteriyor Yaşar Usta. Çıraklık döneminden sonra Ankara’da uzun yıllar çalışan Yaşar Usta, kendi ustasının yaşlanmasından sonra Sille’ye geri dönerek iş-yerini devraldığını söylüyor. 40 senedir kesintisiz bu sanatı sürdüren Yaşar Usta atölyesinde, testi, güveç, kahve fincanı gibi ürünler üretiyor.Bu ürünlerin yüzde 90’ını kullanım amaçlı, kalanını ise hediyelik eşya amacıyla kullanıldığını ifade ediyor.

Yaşar Usta Sille’nin restore edilip turizme açılmasından sonra çömlekçiliğe ilginin arttığını ve ürün yetiştirmekte zorlandığını belirtiyor. Yaşar Usta’nın en çok yakındığı şey ise çırak bulamaması. O’na göre insanlar artık masa başı daha rahat işler istiyor. Bu yüzden çömlekçiliğin Konya’da bir süre sonra biteceğini düşünüyor.Yaptığı çömleklere yurtdışından da talepler olduğunu söyleyen Yaşar Usta, ancak çırak yokluğundan tek başına çalışıp bu talepleri yetiştiremediğini söylüyor.
Çömlekçiliğin gelişmesi için tavsiyelerde bulunan Yaşar Usta’ya göre teknolojik aletlerle bu işin desteklenmesi gerekiyor. Yaşar Usta ayrıca bu sanatla ilgili üniversite bölümlerindeki hocaların teorik kısımdan çok uygulamaya önem vermeleri gerektiğini söylüyor.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş