2011’den beri sıcak gündem: Suriyeli sığınmacılar

Dünyanın birçok ülkesi Suriye’deki insani drama ilgisizliğini sürdürürken, Türkiye uyguladığı “açık kapı politikası” ile sığınmacıların ekonomik ve toplumsal hayata uyumları açısından çok katmanlı entegrasyon stratejisini devam ettiriyor.

Sınırdan giriş yapan her Suriyeliye “geçici koruma statüsü” veren Türkiye, Mart 2017 itibariyle bu dramatik krize 25 milyar dolar harcayarak büyük bir özveri gösteriyor.

Dünyanın birçok ülkesi Suriye’deki insani drama ilgisizliğini sürdürürken, Türkiye uyguladığı “açık kapı politikası” ile sığınmacıların ekonomik ve toplumsal hayata uyumları açısından çok katmanlı entegrasyon stratejisini devam ettiriyor. Sınırdan giriş yapan her Suriyeliye “geçici koruma statüsü” veren Türkiye, Mart 2017 itibariyle bu dramatik krize 25 milyar dolar harcayarak büyük bir özveri gösteriyor.

Mülteci Terimi Kullanılmamalı

Türkiye’deki Suriyeliler “geçici koruma” statüsünde. Geçici koruma, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen ve haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan korumayı ifade ediyor.

Türkiye’ye yurtdışından gelenlere ne denmesi gerektiği bazen kafa karıştırabiliyor. Bu da Türkiye’deki hukuk sisteminden kaynaklanıyor. Uluslararası hukukta mülteci, sığınmacı, göçmen terimleri kullanılıyor. Bu hususta Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Koyuncu, “mülteci” kelimesinin kullanılmasının doğru bulmadığını ifade ederken sözlerine şöyle devam etti: “Avrupa ülkemizdeki Suriyelilerin ülkemizde kalıcı olmasını sağlamak için mülteci kelimesini kullanıyor. Fakat uluslararası hukukta mülteci kavramı, vatandaşı olduğu ülke dışında olan ve ırkı, dini, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesi nedeniyle zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkeye dönemeyen veya dönmek istemeyen kişileri ifade etmektedir. İşte bundan dolayı ‘sığınmacı’ kavramını kullanıyorum çünkü statüleri henüz resmi olarak tanımlanmamış kişilerdir. Bu terim genellikle mülteci statüsü almaya yönelik başvurularının hükümet ya da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından karara bağlamasını bekleyen kişiler için kullanılır. Yani geçici koruma sağlayan kişilerdir.”
Türkiye’deki Suriyelilerin geneli Halep ve Kuzey bölgelerinden

2011 yılından itibaren tutuklanmalar ve işkenceye maruz kalmalar başlayınca, Suriyeliler ülke dışına çıkmaya başlamıştı. İkinci göç dalgasını ise, rejimin havadan kasabaları ve şehirleri bombalamasından kaçan halk oluşturdu. Doç. Dr. Koyuncu bu hususta, “Şam gibi daha güney bölgelerden sınıra ulaşmak neredeyse imkânsız olduğu için, Türkiye’ye gelenler daha ziyade Halep ve kuzey bölgelerindendi. Suriye’den Türkiye’ye ilk göç dalgası 2011 yılının ikinci yarısında, ayaklanmanın başlangıcından aylar sonra başladı.

Tutuklanmalar ve işkenceye maruz kalmalar başlayınca, bu gençler Suriye dışına çıkmaya başladılar. İkinci göç dalgasını ise, rejimin havadan kasabaları ve şehirleri bombalamasından kaçan halk oluşturdu. Şam gibi daha güney bölgelerden sınıra ulaşmak neredeyse imkânsız olduğu için, Türkiye’ye gelenler daha ziyade Halep ve kuzey bölgelerindendi” açıklamasında bulundu.

Ülkemizdeki Suriyeliler sınıfsal olarak homojen değiller

Suriyeliler mezhepsel ve etnik sınıflandırmalar üzerinden kendilerine bir kimlik biçilmesine karşı oldukları görülüyor. Türkiye’de bazı muhalif çevrelerin Suriyelileri bu tür kategorilere sıkıştırmaya çalışmasına da tepkililer. Doç. Dr. Koyuncu ülkemize gelen Suriyelilerin sınıfsal olarak homojen olduğunu söylemenin zor olduğunu ifade ederek, Türkiye’ye gelen Suriyelilerin büyük bir çoğunluğunu Sünni Araplardan oluştuğunu belirtti.

Sadece 280 bin sığınmacı kamplarda yaşıyor..

Kamplar 4 yıldızlı otel düzeyinde

Koyuncu, kamp koşullarının çok iyi standartlara sahip, adeta 4 yıldızlı otel düzeyinde olduğuna dikkat çekerek, “Kamplar mahallelerden oluşuyor. Her bir mahallenin bir Arap bir de Türk muhtarı var. Ayrıca her bir çadır sırasının sorumlu muhtarları var. Çadır kent koca bir şehir gibi. Hiç dışarı çıkmadan her türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Kampta yaşayan erkekler ücretsiz traş olabiliyorlar. Kampta tuvalet ve banyolar ise mahallelerin içlerinde. Çamaşırlar mahalledeki çadır sırasına göre çamaşır odalarında yıkanıyor. Sağlık hizmetlerinin de aynı seviyede olduğu görülüyor.” şeklinde konuştu.

Koyuncu: “Çadır kentte hastane bulunmaktadır. Sığınmacılar bu hastaneden kimliklerini göstererek ücretsiz faydalanabiliyorlar. İlaçlar da yine kampta bulunan eczaneden temin edebiliyorlar. Öte yandan her aileye kişi başına 80 TL düşecek şekilde kartlar dağıtılarak onların marketlerden istedikleri gibi alışveriş yapma imkânları sağlanıyor.” dedi.

Resmi rakam 2 milyon 957 Bin

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Türkiye’de bulunan 1 milyon 580 bin 866’sı erkek, 1 milyon 376 bin 588’i kadın olmak üzere 2 milyon 957 bin 454 Suriyeli, biyometrik verileriyle kayıt altına alındığını belirtiyor. Erkek Suriyeliler arasında çoğunluğu 246 bin 439 ile 19-24 yaşındakiler, kadınlarda ise 205 bin 821 ile 5-9 yaşındakiler oluşturuyor. Geçici koruma statüsü altında ülkede yaşayan Suriyeli sayısı verilerin, 2011’den itibaren sürekli artış gösterdiği görülüyor

Diplomalılar Avrupa ülkelerinde

Türkiye’deki Suriyelilerin okuryazar olmayanların oranı yüzde 55 olduğu görülüyor. Almanya’da ise bu oran yüzde 5’lerde. Aradaki farkın epey büyük olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Yani bizdeki kitlenin büyük bir kısmı eğitimsiz. Eğitimli olanlarınsa Avrupa ülkelerine gittiği görülüyor. Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin sadece 50 bininin üniversite diplomasına sahip olduğu belirtiliyor.

Suriyeli çocukların eğitimi “kayıp nesil” felaketini önleyecek

Suriyeli sığınmacılar için çok odaklı uyum politikaları uygulayan Türkiye, mültecilerin eğitim hayatının kesintiye uğramaması için de yoğun çaba sarf ediyor. Koyuncu, Suriyeli çocukların eğitimi, kayıp nesil felaketini önleyeceğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bu çerçevede Eylül 2014’te Türkiye’deki Suriyeli çocuklara sunmuş olduğu eğitim hizmetlerinin kapsamını daha da genişleten bir genelge çıkardı. Böylece geçici koruma statüsündeki Suriyeli çocuklar kendi dillerinde ve kendi müfredatlarında gördükleri eğitimin yanı sıra Türk vatandaşı akranları ile birlikte devlet okullarında okuma imkânı elde ettiler. Gelinen aşamada MEB, Suriyeli çocukların eğitimlerine yönelik bir model sunuyor. Acil eylem planı dâhilinde tasarlanan, hem kamp içinde hem kamp dışında faaliyet gösteren, Suriye müfredatına bağlı, Arapça eğitim veren anaokulundan lise sona kadar eğitim sunan geçici eğitim merkezleri, özellikle kısa süreli göç hareketlerinde çocukların eğitim dışı kalmamaları için uygulanabilecek Türkiye’nin dünyaya sunmuş olduğu örnek bir model.”

Üçte ikisi Türkiye’de kalacak

Türkiye’de Suriyeli sığınmacıların geri ülkelerine dönmeyecekleri konusunda ortak bir kanı olduğu görülüyor. Güvenli bölgeye Türkiye’de şu an yaşayan insanları götürüp yerleştirmek bir hayal böyle bir şeyin olabilmesi mümkün görülmüyor.

Koyuncu ise bu hususta: “Üç milyon Suriyeliden üçte ikisinin burada kalacağı yönünde tahmin yürütebilirim. Hocam Yasin Aktay’ın çok güzel bir sözü var: “Göç tüpten çıkmış macuna benzer, geri dönüşü olmayan bir süreçtir.” Bu insanlar içinde elbette geri dönen olacak ama bu geri dönecek kesim yaş grubu yüksek olup, tüm hatıraları, yaşanmışlıkları Suriye’de olanlardır. Geriye kalan genç kısım insanlar burada kalacaklardır. Kendilerine bir hayat kuruyorlar. Çocukları burada doğuyor. Onların hatıraları yaşanmışlıkları zamana ve mekâna dair tüm algıları, varoluşları burada inşa oluyor, olacak. Dolayısıyla onların gitme ihtimalini mümkün görmüyorum” diyerek sözlerine son veriyor.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş